5 Şubat 2009 Perşembe
Ağaçlar en güzel hapishanelerde kokar bilirim bende
Üşüyordum o güzel tınılar eşliğinde yine. Soruların uçsuzluğu korkutuyor gözümü en karanlık günlerdeki gibi sislice. Küflenmiş parmaklıklarla izliyordum görebildiğim kadarını asfaltın. Bazen insanlar bile geçiyorlardı tüm ürpertisine rağmen. Gelmelerini istemiyordum buraya tanıdıklarımın lakin bekliyordum bütün orantısızlığıyla isteklerimin, gelmelerini. Küçücük ayaklarıyla bana koşarken mırıldanmaları hoşuma gidiyordu. Bırak hoşuma gitmesini dünyada buna eş bir duygu yoktu beklide fakat güzellerinin içinde. Bu düşüncelerle üşümem azalıyordu parmak uçlarıma doğru. Zaten en fazlada parmak uçlarım üşürdü bilirsin. Seninle sıcak bir şeyler içmeyeli de hayli olmuş düşününce. Satırlar çöllerde yürümek kadar zor ilerliyor bugün. Fazla kasıldım nedense? Özlem vücuduma bir hastalığın virüslerini dağıtması kadar ince işliyor kendini. Engelleyemiyordum da, geçiremiyordum da
Nereye baksam oradasınız halüsinasyonlarım anlamlı sanırım. Ağaçlar yapraklarını savurmaya başladı artık son gelişinizden beri. Bir görseniz boyları da ne kadar uzadı. Resmen bir baba gibi oda, özdeşleşiyoruz sanırım ara sıra. Sanki kolları varmışta kucaklıyormuş gibi hepimizi. Anlatamıyorum bunları buradakilere. Aslında hepimiz ümitliyiz biliyor musun? Bir gün o ağaç gibi olabileceğimiz için… Çiçekleri suluyorum özenle, getirdiğimde çok şaşıracaksın eminim. Senin kadar güzel kokuyorlar. İçime çekiyorum sanki seninle yürüdüğümüz dar sokaklardaki gibi… Yavaş yavaş çekiyordum seni içime hatırlar mısın? Hiç bitmeyeceğinden emindim bu anların. Hala yaşatarak kendimi kanıtlıyorum. Eskisi kadar düşünmüyorum her şeyi. Daha önemlileri varmış gerçekten. Saçların geldi birden aklıma. Rüzgârda savurur aklımı başımdan alırdın ya. Çok duygusal olmuşum sanırım. Rutubet içerisinde yosun bağlamaktan korkuyorum güzelim buralarda. Ama hep canlı tutuyorsun vücudumu. Hani sormuştu ya bana baba ağaçlar en güzel hapishanelerde mi kokar? Diye. Sanırım algıları baya yüksek bizim keratanın. Geçenlerde yine bizim pusluların önünde asfaltı görmeye çalışırken bir çam kokusu geldi ki sorma. İçime çeke çeke bayılacaktım. Geri çekmeseler arkadaşlar geleceğim yoktu parmaklıklar önünden. Aslında orda durmalarım hep beklentimden be güzelim. Ara sıra ümitlerim bittiğinde bakıyorum oradan. İçime çekiyorum ki yaşadığımı anlamam kolay olsun. Özlem içimi didikliyor fazlaca durunca ama ilaçların yan etkisi kadar normal geliyor bu durum. İlaçlar demişken getirdiğin ağrı kesici burada kapış kapış gitti bitanem. Herkes dualar etti. Sıkıntıdan ki tespih yapıyoruz, değişik uğraşlarımız var, fakat kafamız dolu meleğim ağrıyor bu meret baş içiyoruz bir tane sonra devam yine normal puslu hayata. Gelirken yine getirirsin umarım. Bağımlı oldu bizim çocuklar. Yarın temizlik var her yer kir pas içinde burada olsan otoritenle yakardın ortalığı bilirim. Hep özlem kokuyor kelimelerim, harflerim, noktalarım, parmaklarım be meleğim. Üzülme sakın bunları söylüyorum diye. burdan çıktığımda söylediklerim sevgi aşk dolu olacak ki hepsini telafi edeceğiz. Görenler kısacık ömrümüzde yaptıklarımıza şaşkınlıkla bakarken biz yenilerini ekleyeceğiz. O istediğin fotoğraf makinesi vardı ya ondan alırız bir tanede. Her anını karelere dökmek istiyorum. Üşümeye başladım bitanem ben yine. Ellerim tutmuyor bazen yazarken ama bundan haz alıyorum çiçeğim. Yine ağaçların kokusu geldi bu tarafa doğru. Böyle olduğunda içimde uçsuz bucaksız bir gürültü kopuyor bazen. Hani her şeyi delip kaçacak kadar dirençli oluyorum sanki. O an birisi bir gaz verse yanında bulurum kendimi. Saçlarımda uzadı rüzgârda daha da yakışıklı oluyorum biliyor musun? Meleğim. Eski toprağım hem ben dışarıdakilere bin basarım. Kızımız tanımasa ne hoş adammış diye söylenir bile arkamdan. eee kimin kızı hatunum. Söylemeyi unutmuşum saçlarımda ara ara beyazlarım var artık. Hani beğeniyordun ya kır saçlı herifleri, onlar gibiyim artık bende. Bazen hayal et güzelim bir filmin başrolünde olduğumuzu… Sen ki zaten benim başrolümdesin lakin beni de koy yanına çek filmimizi. Senaryo sana ait olsun valla karışmam bu sefer. mazallah korkuyorum intikamın acı olur senin. bitanem ellerim titriyor artık yazdıklarım okunmamaya yemin eder gibi ilerlemeye başlıyor. Her gün sana yazmak yanında olmak gibi, yanında olmak kadar iyi geliyor bazen zira nefesin olmadan duramıyorum buralarda ben. Dayanağım kalmıyor bazen bu hasrete. Geçmiyor yıllar burada yanındaki gibi meleğim. Yıllardır elimde bıraktığın peçetenle bekliyorum. Deli demeye başladılar artık. Kızımız benim gibi uzun boyludur umarım ki umarım senin gibi taş gibi de hatun olmuştur. Ulaşamayan her mektupta içim bazen ölüyor bitanem. Gözlerini görür gibi oluyorum geceleri. Sanki hayalin yalnız bırakmıyor beni. Sanki acıma eşlik etmek istercesine aynı sen gibi kol kanat geriyor üzerime. Bazen ağlıyoruz onunla. Kızımıza sarılıp uyuyoruz bazense, ağaçtan gelen kokuyu içimize çekiyoruz ve bana kızımız gibi fısıldıyorsun sende “ ağaçlar en güzel hapishanelerde kokar demi?”
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder